ALİ GALİP OLAYI
Mustafa Kemal’in 1919 yılında
Anadolu’ya geçmesiyle başlayan, Erzurum Kongresi sonrasında daha da
yoğunluk kazanan direniş hareketleri, İstanbul Hükümeti’ni
kaygılandırıyordu. Damat Ferit Paşa hükümeti tedbir olsun diye Mustafa
Kemal’i görevden almış, netice alamayınca da tutuklanarak İstanbul’a
getirilmesini kararlaştırmıştı. Mustafa Kemal’i tutuklama görevi Mamuret
ül-Aziz (Elazığ) valiliğine atanan Ali Galip’e verildi. Ali Galip ilk
zamanlarda, bu görevi yerine getirmedi. 1919 Eylül’ünde Mustafa Kemal ve
Ali Galip aynı günlerde Sivas’a geldiler. Yapılan görüşmede Ali Galip,
Mustafa Kemal ile aynı görüşleri paylaştığını söyleyerek Sivas’tan
ayrılıp Elazığ’a geldi. Burada 1 ve 2 Eylül 1919’da Dâhiliye
Nezareti’yle birkaç telgraf görüşmesi yaptı ve Mustafa Kemal’i yakalama
görevini yeniden üstlendi. Arkasından Besni’deki bazı soyguncuları
yakalamak bahanesiyle Malatya’ya geldi. 6 ve 8 Eylül 1919’da Ali
Galip’le Dahiliye Nezareti arasında yeni görüşmeler oldu. Bu
görüşmelerde, Ali Galip’in birkaç yüz silahlı ile Sivas’a gitmesi, Sivas
kongresini basarak dağıtması, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının da
tutuklanması kararlaştırıldı.
Malatya’daki telgraf memurları bu
haberleşmenin bir örneği Sivas’a, Mustafa Kemal’e göndermeleriyle,
hazırlanan bu plan ortaya çıktı. Toplantı halinde olan Sivas Kongresi,
olağanüstü bir oturumla, Ali Galip’in zaman geçirilmeden tutuklanmasını
ve İstanbul Hükümeti’ne sert bir protesto telgrafı çekilmesini
kararlaştırdı. Sivas Kongresi’nde alınan karar üzerine, Malatya’daki 12.
Süvari alayının komutanı Kemal Bey harekete geçerek, Malatya
Mutasarrıfı’nın evini kuşatarak Mutasarrıf ve Ali Galip’i yakalamak
istedi. Alınan bu tedbiri önceden öğrenen Mutasarrıf Halil Rahmi Bey,
Ali Galip ve İngiliz Ajan Binbaşı Nowill şehirden kaçıp Kâhta’ya
gittiler. Oradan da Urfa ve Halep’e kaçtılar. Bu suretle Mustafa Kemal’i
yakalama girişimi sonuçsuz kaldı. Sivas Kongresi’nde alınan karar
uyarınca Anadolu ve Rumeli Müdafaa- i Hukuk Cemiyeti’nin Malatya ve
kazalarında da birer şubesi açıldı, bu çalışmaların başında belediye
başkanı Abdullah Efendi, Ulemadan Abdurrahman ve Keşafi Efendiler,
Eşraftan da Mehmet ve Lütfi Efendiler vardı.
Türklerin 1101 yılında Malatya’yı
almalarından bu olaya kadar İslam ve Türklük idealinden ayrılmadan
birlik ve bütünlük içinde hareket ettiklerini gördüğümüz bu duygular,
günümüz Türkiye Cumhuriyetinde de Türklerin 1101 yılında Malatya’yı
almalarından bu olaya kadar İslam ve Türklük idealinden ayrılmadan
birlik ve bütünlük içinde hareket ettiklerini gördüğümüz bu duygular,
günümüz Türkiye Cumhuriyetinde de eksilmeden devam etmektedir.
MALATYA TARİHİ ESERLERİ TARİHİ MEKANLARI VE TARİHİ YERLERİ
MALATYA MÜZESİ
Malatya Müzesi
Antik
çağlarda en eski ve ileri medeniyetlerin geliştiği Mezopotamya ile İç
Anadolu arasında bulunduğu ve tarih öncesi ile tarihi kervan yollarının
bulunduğu, yolların tabii geçitler verdiği konumlar itibariyle
Malatya'nın jeopolitik önemi daima büyük olmuştur. Jeopolitik konumunun
yanında hayatın ve uygarlıkların gelişmesinde önemli bir etken olan
suyun katkıları da inkar edilemez.
Bu faktörler M. Ö. 8000 yılından
itibaren, Pirot bölgesi, Caferhöyük neolitik yerleşimi ile başlayıp
günümüze kadar Malatya'nın Anadolu'da gelmiş geçmiş bütün uygarlıkları
ihtiva eden bir yer ve bölge olmasına sebep olmuştur.
Bu tarihi önem içerisinde,
Malatya'da müzecilik fikri 1931-1937 yılları arasında, Arslantepehöyük
ve Gelinciktepe'de yapılan kazılarda ortaya çıkan eserlerin, Malatya'da
müze olmadığından Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmek
için götürülmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
1971 yılında İnönü Parkında,
bugün Evlendirme dairesi olarak hizmet veren binada ilk Müze açılmış,
1974 yılına kadar memurluk olan Müze, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığının
onayıyla Müdürlük olmuştur.1975 yılında yapımına başlanılan Kernek
Meydanı’ndaki yeni müze binasının inşaatı tamamlanmış, 1978 yılından
itibaren Karakaya Baraj Gölü altında kalacak yerleşimleri kurtarmak
amacıyla yapılan kazılarda ortaya çıkan buluntularla daha da zenginleşen
Malatya Müzesi yeni binasında 1979 yılında ziyarete açılmıştır.
1998 yılında yeni ve modern
sergileme gereksinimiyle çalışmalar başlamış, 2001 yılında yeni bir
proje hazırlanarak hayata geçirilmiş, Müze modern bir sergilemeye
kavuşturulmuştur.
Müzemizde, teşhiri yapılan ve
yeni düzenleme ile yeniden ziyaretçilerin görüşlerine sunulacak olan
toplam 15.000 eser mevcuttur. Bu eserler; kazılar, satın alma,
hibe(bağış) veya istirdat (el koyma) gibi yollarla Müzeye kazandırılan
eselerlerdir.Yapılan bilimsel kazılar sonucu gün ışığına çıkarılan,
neolitik, kalkolitik, Tunç çağı, Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu,
çeşitli beylikler ve Osmanlı dönemi medeniyetine ait eserler, Müzemizin
zenginlikleridir.
İlimiz sınırları içerisinde,
Karakaya baraj gölü suları altında kalan alanlarda, Pirot, Caferhöyük,
Köşkerbaba, İmamoğlu ve Değirmentepe höyük gibi kurtarma kazılarında ve
1961 yılından beri kazısı devam eden Arslantepe Höyük'te çıkarılan
eserler geçmişi günümüze taşıdığı gibi, günümüzü de geleceği aktaran
birer tarih laboratuarı özelliğini verir Malatya Müzesine.
Müzede bulunan nadide eserlerden birkaçı şunlardır:
Neolitik Heykelcikler: M. Ö. 8000
yılına tarihlenen, kireç taşından yapılmış ilk heykel örnekleridir.
1985 yılında yapılan kurtarma kazıları sırasında, İzollu bölgesi
Caferhöyük'te gün ışığına çıkarılmışlardır. Anadolu neolitik yerleşim
birimleri ile çağdaş olan bu yerleşim yerinde, bu ilk heykel
örneklerinin yanı sıra, tarıma geçiş ve toprağı ilk işleme kültürünün
gelişmesinde kullanılan malzemeler de (Obsidyen bıçak, orak, ok ucu,
keski ve delgiler) müzede yer alır.
Kılıç ve Mızrak Uçları:
Arşlantepe höyük, eski tunç devri (M.Ö. 3200-3000)1. tabakasında, toplu
olarak bulunan bu eserler bronzdan yapılmış olup, arsenik alaşımlı
olmaları ve bazılarının gümüş kakmalı olması ilgi çekmektedir. Devrine
göre, formları, kakmaları ve arsenik alaşımlı olmaları bu eserlere
arkeolojik literatürde ünik bir yer sağlamaktadır.
İnsan Mezarı: Arslantepehöyük'te
geç kalkolitik çağı katında bulunan bu mezar M.Ö. 4000 yıllarına
tarihlenmektedir. Anadolu'da ölü gömme adetlerinin ünik bir örneği olan
bu mezar, orijinalliği bozulmadan sağlamlaştırılarak Müzeye
getirilmiştir. Mezarda bulunan ceset, genç bir kadına ait olup, süs
eşyaları ve mutfak kapları ile birlikte arkeolojik dilde hoker vazifesi
denilen, çocuğun ana rahminde duruş şekli gibi yatırılmış olarak defin
edilmiştir.
Durum şöyle yorumlanmaktadır:
Devrin insanı dünyaya nasıl
gelindi ise öyle gidilmesi düşüncesi ile ve tıp dünyasını çok yakından
ilgilendiren bir yöntemle, devrinde çocuğun ana rahminde yatış şeklini
bilen bir zihniyetle, kadın cesedini bu mezara defin etmişlerdir.
Ayrıca, yine ölü gömme adetlerini gösteren küp mezarlarda, sağlamlaştırılarak, müzede teşhire sunulmuştur.
Mühür Baskılar (Bulle):
Arslantepehöyük'te. eski tunç çağına (M.Ö. 3200-3000) ait Kültür katında
bulunan, saray kalıntısının, giriş yönünde hemen solunda yer alan küçük
bir mekanda topluca bulunan mühür baskıları, Arslantepe'nin
(Melida/Maldiya günümüz Malatya'sının antik adı), o devi de büyük bir
ticaret merkezi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.Bu buluntular
geç kalkolitik çağda Arslantepede ortaya çıkarılan Saray komleksi
içerisinde ilkel muhasebe sistemi ve brokrasinin ilk doğuşuna ışık
tutmaktadırlar.
Kral Mezarı : Arslantepe
kazılarında ortaya çıkartılan Geç uruk dönemi sarayının kralına ait
M.Ö.2900 yılına tarihlenen ve 70’den fazla mezar buluntusu veren kral
mezarının bir rekonstüriksüyonu Müze’de yapılarak sergilenmektedir.
Kralın hoker vaziyette yatış biçimi ve mezarın üzerinde kurban edildiği
varsayılan 4 kişinin bulunma pozisyonları ilgi çekmektedir.
Yine, ayrıca Karakaya baraj gölü
su altında kalan ve kurtarma kazısı yapılan Değirmentepe höyük'te ortaya
çıkarılan mühür ve mühür baskıları da aynı özelikleriyle dikkati
çekerler. Bu nadide eserlerin yanı sıra, tüm eserler geçmişin kültür
hazineleri olarak günümüze ışık tutmaktadır. Her eser kendi başına birer
hazinedir.
MALATYA ASLAN TEPE