MALATYA ASLAN TEPE
slantepe
Arslantepe Höyüğü Malatya’nın
7km. Kuzeydoğusunda, Fırat ırmağının (Karakaya Baraj Gölü) batı kıyısı
yakınındaki Orduzu Beldesinde yer alan Arslantepe Höyüğü’nün Kültür
Dolgusu 30m. yüksekliğindedir. M.Ö.5000 yıllarından M.S.11.yy’a kadar
yerleşim görmüştür. M.S.5-6yy’lar arasında Roma köyü olarak kullanılmış
ve daha sonra Bizans Nekropolü (mezarlık) olarak yerleşimini
tamamlamıştır.
Arslantepe’de ilk kazılar
1930’larda Louis Delaporte başkanlığında bir Fransız ekip tarafından
yapılmıştır. Özellikle kazı Geç Hitit tabakalarında yapılmıştır.
Kazılarda taş üzerine alçak kabartma ile dekore edilmiş avlu ve giriş
kapısının iki yanında iki aslan heykeli ve karşısında devrilmiş bir kral
heykeli ile bir Geç Hitit Sarayı bulunmuştur. Bu eserler o tarihlerde
Malatya’da müze bulunmadığı için Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne
götürülmüş ve halen orda sergilenmektedir.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra
Fransız Arkeolog C.Schaeffer alanda birkaç derin sondaj açmışsa da
sürekli kazılar 1961’de, önce Salvatore M.Puglisi, sonra da Alba
Palmieri başkanlığında Roma “La Sapienza Üniversitesi”nden bir ekip
tarafından başlatılmıştır. Palmieri’nin 1990’da ölümünden bu yana kazı
başkanlığını yine aynı Üniversiteden Marcella Frangipane sürdürmektedir.
Höyükte yapılan kazılar
sonucunda; M.Ö.3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray,
M.Ö.3600-3500’lere ait tapınak, iki bini aşkın mühür baskısı, kaliteli
metal eserler bulunmuştur. Elde edilen veriler göstermektedir ki o
dönemde Arslantepe, aristokrasinin doğduğu ve ilk devlet şeklinin ortaya
çıktığı resmi, dini ve kültürel bir merkezdir.
5.bin yılın sonundan 4.bin yılın
sonuna kadar olan zaman süresi içinde Malatya’nın bu bölgesi her ne
kadar Yukarı Mezopotamya’nın bir parçasını oluşturmaktaysa da tam
anlamıyla yerel özelliklerini yitirmemiştir. Özellikle 4.bin yılda
Arslantepe Orta Fırat bölgesindeki yerleşmeler içinde önemli bir yer
tutmaktadır. Geç Kalkolitik Çağ’da yerel yüksek tabakalardan oluşan
sınıf, politik ve dinsel egemenliğin yanı sıra ekonomiyi, ürün ve üretim
idaresini ellerinde tutmaktaydı. Yörenin su kaynakları bakımından
zengin, dolayısıyla tarım için son derece uygun, ayrıca sık sık taşan
Fırat Irmağı’nın taşkın alanı dışında kalması gibi ayrıcalıkları,
Arslantepe’nin en azından M.Ö.5.bin yıldan Bizans Dönemi’ne kadar
kesintisiz olarak iskân edilmesinde önemli etkendir. Yörenin doğal
yapısından kaynaklanan gücü, yüksek tarım potansiyeli ile birleşince
Arslantepe, topraklarını denetim altında tutabilen ve bölgedeki
hammaddeyi işleyen ya da en azından işlenmesini organize eden egemen bir
merkez konumunu kazanmıştır.
Kerpiçten yapılmış anıtsal
binaların bulunduğu geniş bir ortak kullanım alanı, 4.bin yılın
sonlarında (M:Ö.3300-3000) tepenin güney-batı yamacında en az 2600m2’lik
bir alana yayılmıştı. Bu alanda büyük olasılıkla farklı işlevlere sahip
çeşitli yapılar yer almaktaydı. Ortaya çıkarıldığı kadarıyla bu kısım
görkemli mimari ve işlevsel açılardan farklı bölümlerden oluşan büyük
bir yapı topluluğudur. Çok amaçlı düzeninden dolayı bu anıtsal yapı
topluluğu Saray olarak nitelendirilebilir. Sarayın koridor duvarları
baskı motif ve duvar resimleri ile bezenmiştir. Binanın çeşitli
bölümlerinde çok sayıda mühür baskısının bulunması, idari etkinliklerin
yoğunluğunu ve bu işlerde, malları depolardan alma ve mühürleme yetkisi
bulunan çok sayıda memurun çalıştığını ortaya koymaktadır. Duvarlardaki
zengin bezeme ve kabartmalarda gücü simgelemektedir. Bu bütün
etkinliklerin merkezileştirildiği, kayıt amacıyla etkin bir mühürleme
sisteminin kullanıldığı ve giderek bürokrasinin geliştiği, güçlü siyasi
ve dini kurumları olan bir devlet sisteminin doğuşuna kanıttır. Geçmişte
daha çok dinsel amaçlar için yapılan büyük yapı ilk kez başka
işlevlerde kazanıp içinde kamu hizmetlerinin de görüldüğü, mimari açıdan
gelişmiş, böylece Yakın Doğu’da sarayın başlangıcını oluşturmuştur.
Saray kompleksinde arsenikli
bakır alaşımlı, gümüş kakmalı kılıç, hançer gibi silahların yanı sıra
yüksek ayaklıklı meyvelikler ve Mezopotamya tipi uzun vazolar da ele
geçmiştir. Ayrıca sarayın hemen yanında M.Ö.2900’tarihlenen önemli bir
kişinin (belki bir kralın) mezarı da ortaya çıkarılmıştır. Mezardaki
zengin ölü hediyeleri ve mezarı kapatan taş kapak üzerinde bulunan
kurban edilmiş 4 genç insan cesedi, bu mezarın bir kral mezarı olduğunu
düşündürmektedir.
Geç Uruk Dönemi’ne ait yapılar
büyük yangınlarla ortadan kalktıktan sonra ortak kullanım alanı terk
edilmiş, yerli geleneğe yabancı topluluklar yerleşmiştir. Bunu, gerek
yerleşim düzeni ve konutlar, gerekse Doğu Anadolu-Transkafkasya kökenli
çanak-çömlekler kanıtlamaktadır. Yerleşmenin ekonomik ve kültürel
özellikleri bu yeni gelenlerin temelde kırsal, büyük olasılıkla yarı
göçebe küçük topluluklardan oluştuğunu gösterir.
Arslantepe’de Erken Tunç Çağı II
(M.Ö.2700-2500)’nin başlangıcında Torosların kuzeyinde kalan bütün bölge
Erken Tunç I’deki etkileri hala süren Suriye-Mezopotamya kültüründen
kopmuş ve Doğu Anadolu- Transkafkasya kökenli geleneklere dayanan özgün
ve incelikli bir kültür ortaya koymuştur. 3.bin yılın ikinci yarısında
Erken Tunç III (M.Ö.2500-2000)’de bölgede yerel kültüre dayanan ve
Anadolu’nun kentleşme geleneğine uygun bir yerleşme düzeninin yanı sıra
surlarla çevrili kentlerin inşa edilmesine yol açan yeni bir süreç
başlamıştır. Arslantepe’deki bu yerleşme Erken Tunç II’nin teraslar
üstündeki geniş odalı büyük evlerini kullanmayı sürdürmüş ancak tepenin
yamacından aşağıya doğru gelişmiştir.
M.Ö.2000 yılında Arslantepe,
Fırat Nehri’ne doğru genişleyen Hitit İmparatorluğu’nun Melidia-Meliddu
adıyla şehri olarak kullanılmıştır. Bu yerleşim tepenin kuzey-doğu
yamacına açılan şehir kapısı ve avlusuyla Orta Anadolu Hitit kentlerine
benzeyen, etrafı toprak surla çevrili bir Geç Hitit şehri olarak
kullanılmıştır.
M.Ö. 5.binden -M.Ö.712
tarihindeki Asur istilasına kadar yerleşim yeri olarak varlığını
sürdüren Arslantepe daha sonra bir süreliğine terk edilmiş, M.S.
5-6.yy’lar arasında ise Roma Dönemi köyü olarak kullanılmış ve daha
sonra Bizans Nekropolü (mezarlık) olarak yerleşimini tamamlamıştır.
Kazılara Geç Uruk dönemi Sarayı ile Geç Hitit Sarayı alanında devam
edilmektedir.
Arslantepe’deki kazılara Prof.
Dr. Marcella Frangipane Başkanlığındaki İtalyan Kazı Heyeti tarafından
devam edilmektedir. Buluntular Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir.
Ayrıca Geç Uruk Dönemi’ne ait kerpiç Saray Kompleksinin Açık Hava Müzesi
haline getirilmesi yönündeki projelendirme çalışması sürdürülmektedir.
Bu projenin hayata geçirilmesi ile birlikte Arslantepe’nin ilimiz
turizmine katkıları olumlu yönde artacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder