Bizanslılar 11. Yüzyılın başlarında
Doğu Anadolu’yu istila ederek, buradaki Ermenileri Fırat yöresine
sürdürmüşlerdi. Aynı yüzyılda başlayan Türk akınları yüzünden Ermeniler,
güneybatıya doğru inip Malatya, Maraş ve Urfa bölgesinde toplandılar.
Ermeniler kendilerine zorla Ortodoksluğu kabul ettirmeye çalışan
Bizanslılara düşmandılar. Bu yüzden Anadolu’nun Türklere karşı
savunulmasında Bizanslılara yardımcı olmadılar. 1071 yılında Bizans
İmparatoru Romanos Diogenes (1068 – 1071), Türkleri Anadolu’dan atmak
için büyük bir sefer düzenledi. Malazgirt’te savaş alanını topluca terk
eden Ermeniler, Balkanlarda Bizans ordusuna dâhil edilen Uz ve Peçenek
Türklerinin Alparslan saflarına geçmesiyle Bizanslıların büyük bir
bozguna uğramalarına sebep oldular. Bu zaferle Bizanslıların son direnme
güçlerini kıran Türkler, hızla Anadolu içlerine akmaya başladılar.
Kendi aralarında başlayan saltanat kavgalarında Kutalmışoğlu Süleyman
Şah kendilerine vilayetler verilmediği için isyan eden şehzadeler ve
başka beylerde kendi boylarıyla Anadolu’da bir yurt tutmaya
çalışıyorlardı. 1072 yılında Alparslan’ın ölümü üzerine oğlu Melikşah
(1072 -1092) tahta geçti. Ama amcası Kavurd onun sultanlığını tanımadı.
Kavurd’un başlattığı ayaklanmayı bastıramayacağını anlayan Melikşah, bu
sırada Anadolu’nun fethiyle uğraşan Artuk Bey’i yardıma çağırdı. Artuk
Bey, 1073 yılında Anadolu’dan Melikşah’a yardım etmek amacıyla ayrıldı.
Bu arada saltanat iddiasıyla Alparslan’a karşı ayaklanmış olan
Kutalmışoğullarından Süleyman Şah ile kardeşi Mansur Konya’dan İznik’e
kadar olan bölgeyi ele geçirerek 1075 yılında merkezi İznik olmak üzere
Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurarak bağımsızlığını ilan etmişti. Akın
akın gelen Türk göçlerinin Batı ve Orta Anadolu’da toplanmalarından
yararlanan Ermeniler, doğuda birtakım prenslikler kurdular.
Bizanslıların Malatya-Antakya
hattını Türklere karşı korumakla görevlendirdikleri Ermeni komutanı
Filaretos, Malazgirt savaşından sonra kendi hesabına hareket etmeye
başladı. Frank komutanı Raimbaut ve askerleri ile Toroslar’daki
Ermeniler onun yönetimi altında birleştiler. Böylece güçlenen Filaretos,
1074 yılında Bizans İmparatoru 7. Michael Ducas’ın Antakya valiliğine
atadığı komutan İzak’ı bozguna uğratmaya muvaffak oldu. Daha sonra Muş,
Siirt yörelerinde Bizanslılara bağlı kalan Ermeni prensi Thornig ile
çatışmaya girişti. Bu savaşlar sırasında Raimbaut öldü ise de Thornig’i
saf dışı bırakmayı başardı. 1077 yılında Urfa’yı Bizans valisi Leon’un
elinden aldığı gibi, Malatya’da yerleşen Ortodoks Ermeni Gabriel’i de
kendisine bağladı. Selçuklulardan çekinen Filaretos, karısını Bağdat’a
göndererek Melikşah’dan sağladığı bir fermanla Malatya’da hâkimiyetini
perçinledi.
Fırat boylarında ortaya çıkan
Ermeni Vasag’ı da 1079’da öldürten Filaretos, ardından Antakya’daki
Rumları ortadan kaldırdı. Böylece; Malatya, Maraş Antakya ve Urfa
yörelerini içine alan oldukça büyük bir prenslik kurdu. Bu sırada
Anadolu Selçukluları giderek güçlenerek sınırlarını genişletmeye
başlamışlardı. Bu durumdan kaygı duyan Filaretos, Büyük Selçuklu sultanı
Melikşah ile kurmuş olduğu dostluğu devam etmekteydi. Süleyman Şah da,
bu dostluğa karşı 1082 yılında doğu seferine çıkarak Kilikya yöresini
kendisine bağladı. 1085 yılında Antakya seferine çıktığında Danişmendli
Beyi Melik Danişmend Gazi, Malatya üzerine yürüdü, ama kenti alamadı.
Filaretos, Melikşah’ın desteğini almak umuduyla Rey’e gitti. Bu gidişten
bir sonuç elde edemedi ve kısa bir süre sonra Maraş’ta öldü. Süleyman
Şah’ın 5 Haziran 1086 yılında Büyük Selçuklu Sultanı komutanlarından
Tutuş tarafından öldürülmesi üzerine oğulları Kılıç Arslan ve Kulan
Arslan’ın esir edilmeleri Anadolu Selçukluları’nı büyük bir sarsıntıya
uğrattı. Süleyman Şah; bu sefere çıkarken yerine komutanlarından Ebu’l
Kasım’ı bırakmıştı. Bu suretle devletin çökmesini engelledi. 1092
yılında Melikşah’ın ölümü üzerine İran’dan kaçan I. Kılıç Arslan İznik’e
döndü. Onun yönetiminde Anadolu Selçukluları tekrar kısa sürede
toparlandılar. Melik Danişmend Gazi ise Malatya’yı ele geçirmek için
plan yapıyordu. I. Kılıç Arslan’ın kardeşi Kulan Arslan (Davud)
Malatya’yı kuşattığında Melik Danişmend Gazi’nin de şehirde gözü
olmasından dolayı oraya girerek Anadolu Selçukluları ile Ermeni
Gabriel’i uzlaştırdı. Danişmendliler, Malatya üzerine saldırmak için
uygun bir ortam beklerken, I. Kılıç Arslan 1095 yılında Malatya’yı
Danişmendlilerden önce ele geçirmek için kuşatmayı yoğunlaştırdılar.
Şehrin Ermeni ve Süryani halkı teslim olma yanlısı idi. I. Kılıç Arslan,
bazı ayrıcalıklar tanıyacaklarına söz vererek Süryani patriğinin
desteğini aldı ise de Gabriel onu öldürttü. Bunun üzerine, Anadolu
Selçukluları kenti savaşla almaya karar verdiler. Bu sırada, I. Haçlı
seferinin başlaması I. Kılıç Arslan’ın kuşatmadan vazgeçmesine sebep
oldu. I. Haçlı seferi sarsıntısı geçtikten sonra, Anadolu Selçukluları
ve Danişmendliler toparlandılar.
I. Kılıç Arslan Bizanslılarla
uğraşırken, Melik Danişmend Gazi 1098 yılında Malatya üzerine yürüdü,
şehir surlarının kuvvetli olması nedeniyle kuşatma uzun sürdü.
Danişmendliler şehrin çevre ile bağlantısını keserek, üç yıl beklediler.
Muhasaraya yaz aylarında devam edip, kışları tekrar Sivas’a
dönüyorlardı. Uzun müddet dayanamayacağını anlayan Gabriel, Antakya
Prensi Bohemond’a elçiler göndererek bir anlaşma sonunda, şehri ve
güzelliği ile meşhur olan kızı Morfia’yı kendisine vermeyi teklif etti.
Bunun üzerine Haçlılar hemen harekete geçtiler. Önce bunları sevinçle
karşılayan Malatya’daki Ermeni Halk, Haçlıların yaptıkları yağma ve
zulümler yüzünden, Danişmendlilerden yana olmaya başladı. Melik Danişmed
Gazi, Ermenilerin yardımı ile Haçlıları Malatya önlerinde pusuya
düşerek bozguna uğrattı. Başta ünlü Haçlı Kontu Bhomod ve Richard gibi
Frank komutanları esir alındı. (1100). Niksar’da hapsedilen tutsakları
kurtarmak için Avrupa’da yeni bir haçlı seferi düzenlendi. Bunun
üzerine, Danişmendliler Malatya’yı kuşatmaktan vazgeçtiler.
Gabriel de Urfa kontu Bautounin’i
Malatya’ya çağırarak himayesine girdi. 1101 yılında Anadolu’ya gelen
Haçlı ordularını Anadolu Selçuklu ve Danişmendli kuvvetleri yok ettiler.
Melik Danişmend Gazi, yeniden Malatya’yı kuşattı. Şehir kuşatılınca
büyük bir kıtlık başladı. Gabriel ve Rumlar, Süryani ve Ermenilerden
şüphelendikleri için, onlara zulüm ederek ve mallarına el koyarak
birçoğunu da öldürdüler. Süryani halk Malatya Metropoliti Barsabuni’yi
Gabriel’e gönderip, onu barışa yaklaştırmak istedi. Bunu kendisine karşı
bir tertip zanneden Gabriel Bar Sabuni ile birlikte birçok ileri
gelenleri öldürünce, askerler ve halk gazaba gelerek ihanete mecbur
oldular. Şehrin kapılarını Danişmendlilere açarak askerlerin şehre
girmesini sağladılar. Melik Danişment Gazi askerlerin şevkini arttırmak
amacıyla, şehrin zenginliklerinden kendilerine pay verileceğini söyledi.
Şehir alınınca ganimetler dağıtıldı. Bununla beraber kimseye
dokunmayarak, halkın evlerine ve işlerine dönmelerini sağladı. Bundan
başka ülkesinden buğday, öküz gibi zirai ihtiyaç maddeleri getirterek
halka dağıttırdı. Zindanlarda bulunan insanları hürriyetine kavuşturdu.
Gabriel ve ailesi, onun zulmüne uğrayan yerli Hıristiyanlar tarafından
işkence ile öldürüldü. Malatya, Danişmend Gazi Ahmet zamanında bir
saadet ve bolluk ülkesi oldu. Kılıç Arslan tarafından kuşatılan ancak,
Haçlıların İznik’i kuşatmaları haberi üzerine bırakılan Malatya, artık
Danişmend Gazi’nin fethi ile (18 Eylül 1101) Türk beldesi olmuş, daha
sonra da Selçuklular ve Danişmendliler idaresinde kalmıştır. Anadolu
Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, öteden beri almak istediği Malatya’nın
Danişmendlilerin eline geçmesini iyi karşılamadı. Melik Danişmend Gazi,
Niksar’da tutuklu Haçlı komutanlarını fidye karşılığında serbest
bırakınca, Anadolu Selçukluları ile Danişmendlilerin arası açıldı. I.
Kılıç Arslan 1103 yılında Danişmendliler üzerine yürüdü. Maraş
yöresindeki savaşta I. Kılıç Arslan üstün geldi. Melik Danişmend
Gazi’nin 1105 yılında ölümünden sonra Anadolu Selçukluları Malatya’yı
kuşattılar. Kenti elinde tutan Melik Danişmend Gazi’nin oğlu Yağısıyan
fazla dayanamayacağını anlayınca kenti Anadolu Selçukluları’na teslim
etti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder