Pages

Ads 468x60px

22 Ocak 2013 Salı

Malatya İli Tarihi 29

BEYLİKLER DÖNEMİ

1317 yılında, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir Çoban büyük güç kazandı. Oğlu Timurtaş’ı Anadolu valiliğine atadı. 1327’de Emir Çoban’ın ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Beyi bırakarak Memlüklere sığındı. Eratna Bey, 1338 yılında Memlüklerin egemenliğini tanıdıysa da 1340 yılında bağımsızlığını ilan etti. Bu sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış olan Oğuzların Bozok kolondan olan Dulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlüklere bağlı olarak Dulkadir Beyliğini kurdular. Zeynettin Karaca Bey 1340 yılında Memlüklü Sultanı Melik Nasriddin Muhammed tarafından, Türkmen beyliğine ve Elbistan Valiliğine atandı. 1348 yılında Memlüklere isyan eden Zeyneddin, Melik Zahir ünvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Memlüklerin üzerine yürümesiyle Karacabey, Eratna Beyi Mehmet Beye sığındı, Mehmet Bey’de onu Memlüklere teslim etti. Karaca Bey’in yerine Elbistan valiliğine atanan Halil Bey kısa sürede Malatya, Maraş ve Harput’u ele geçirdi. Dulkadiroğullarının güçlenmesinden kaygı duyan Memlük sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına Sülibeyi geçirdi. Kadı Burhanettin’in 1398 yılında Akkoyunlu Karayülük Osman Bey tarafından öldürülmesinden sonra Yıldırım Beyazıd, Malatya ve Elbistan’ı ele geçirmeyi planladı. Memlük Sultanı Berkuk’un ölümü ile yerine geçen Ferec’in küçük yaşta olması ve devlet adamları arasında çıkan anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıd’a aradığı fırsatı verdi. Memlüklerden Malatya’nın kendisine verilmesini isteyen Beyazıd, isteği reddedilince 1399 yılında şehri kuşatarak Malatya’yı ele geçirdi. Darende de bu tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına Nasıreddin Mehmet Bey geçirildi.

Bu sırada Anadolu’da Timur istilası başlamıştı. Timur’a karşı bazı düşmanca tavırlarda bulunan Nasıreddin Mehmet, Memlüklere bağlılığını gösterdi. Ancak, 1401 yılında Timur’un Malatya’yı yakıp yıkması üzerine Timur’un egemenliğini kabul etti. Memlüklerle anlaşarak Timur’a karşı birlikte hareket etmek istedilerse de Malatya’yı ele geçiren Osmanlılara kızgın olan Memlükler teklifi kabul etmediler. 1402 Ankara savaşında Osmanlıların yenilmesi üzerine Anadolu’da beylikler yeniden canlanmaya başladı. Daha sonra Dulkadiroğulları beyliği yüzünden Memüklerle Osmanlılar arasında sürekli çatışmalar oldu. Hersek Zade Ahmet Paşa ile Hadım Ali Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlüklere yenilmesi üzerine, Dulkadiroğlu Ala Üd-Devle Osmanlılara karşı düşmanca bir tutum içerisine girdi. Çaldıran savaşından sonra (1515) Yavuz Sultan Selim, Sadrazam Hadım Sinan Paşa’yı Dulkadir Beyliği üzerine gönderdi. Dulkadir Beyi Ala Üd-Devle, Turna Dağı savaşında yenilerek dört oğlu ile birlikte öldürüldü. Beyliğin başına Şahsuvar Bey’in oğlu Ali Bey, Osmanlı Hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle 1515 yılından itibaren Malatya, Osmanlı hâkimiyetine geçmiş oldu. Şahsuvar Oğlu Ali Bey’in 1521 yılında ölümünden sonra Dulkadiroğullarının toprakları Beylerbeyliği olarak Osmanlı topraklarına katıldı.

OSMANLILAR DÖNEMİ

Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı hâkimiyetinde huzur içinde yaşadı. 1577 yılında Suriye’de Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla sayıları 50.000’i aşan asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı. 1582 yılından sonra İran’la yapılan savaşlar Anadolu’da karışıklıkları daha da artırdı. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan Kizir Oğlu Mustafa, adamlarıyla buraları haraca bağladı. Onun ölümünden sonra adamları, Malatya’dan Niğde’ye kadar yayılarak ayaklanmalarını sürdürdüler. 1582 yılında İran’la yapılan anlaşma sonrasında Anadolu askerlerinin büyük bir bölümü yurtlarına döndü. Osmanlı Devleti bundan sonra Celalileri (asileri) cezalandırma yoluna gitti.

Malatya yöresindeki asilerin bir kısmı yakalanarak cezalandırıldı, geri kalanlar ise ayaklanmalarını sürdürdüler. 1596 yılında Kiziroğlu Musta’nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya’da idi. Onun ve ünlü asilerden Karayazıcı’nın merkezi yönetimle olan çatışmaları, Malatya yöresine büyük zararlar verdi. Sivas Beylerbeyi Alacaatlı Ahmet Paşa, halka zulümkar davrandı. Emri altındaki askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi’nin İstanbul’a gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlara göre Malatyalı Zeynel Bey, Arapgir Sancağının Alacaatlı Ahmet Paşa tarafından kendisine verildiğini ileri sürerek, 600 askeri ile Arapgir’e gelmişti. Kasaba halkı bunları kabul etmemiş, çıkan çatışmada asiler, halktan 200 kişiyi öldürmüşlerdir. Bu sırda yine Alacaatlı Ahmet Paşa’nın adamlarından Kayserili Bali Ağa, müfettişlik taslayarak Arapgir’e geldi, Malatyalı Zeynel Beyle birleşerek kasabayı haraca bağladı. Arapgir’de 40 gün kalan asiler 300’den fazla
evi yıkıp, yakacak olarak kullandılar. Zeynel Bey’in ayrılmasından sonra, Arapgir bu defa da Gerger’de oturan Başıbüyük Hamza Bey ile Kethudasının saldırısına uğradı. Başıbüyük oğlu Hamza Bey, 700 zorba ile kasabayı basıp halktan 100 kişiyi öldürdü, Arapgir halkı evlerini bırakıp dağlara kaçmak zorunda kaldı. Kasabada üç aydan fazla kalan Hamza Bey, her yeri yağmalayarak yöre köylerinden topladığı 40.000 Gerger’e gönderdi. Dağlara kaçan halkın bir bölümünü de yakalatarak soydu.

Bu dönemden sonra Malatya’da yer yer ayaklanmalar olduysa da Osmanlı’ya bağlı olarak huzurlu bir yönetim oluşturulmuştur. XIX. yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık 4/3’ünü bağlarda geçiren halk, bu yörelerde yerleşme eğilimindeydi. Kent de bu sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya’dan geçen J. Brand, kentin sürekli eşkiya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın hastalıklardan zarar gördüğünü belirtmektedir.

1838 yılına, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa, karargâhını Harput Mezra’dan Malatya’ya taşıyınca, Eski Malatya (Battalgazi) tamamen terk edilmeye başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız Paşa, bağlara göçen halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Malatya’da geçirince kent halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu yöresi (bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip Savaşı için Eski Malatya’dan ayrıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönmedi. Malatya’dan geçen İngiliz gezgin, W.F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya’nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir. Yeni Malatya’nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşmaktadır. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti. Malatya XIX. yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur. 1521 yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendi’nin Kavanın-i Al-i Osman risalesine göre, 1609 yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya da bulunmakta idi. Bu durum uzun süre değişmemiştir. Başbakanlık arşivi, Maliyeden müdevver 9.590 nolu deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya Dakka (Suriye Şehri) eyaletine bağlıydı. Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardı: Kâhta, Taşabad, Şuuremaa Bucak, Gerger, Besni, Maşra, Hısınmansur, Samsat, Dostibirke, bu dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı. Darende ise Sivas eyaletine bağlı, Divriği sancağının kazası idi. Malatya’da 1518-1530-1560 yıllarında üç defa sayım yapılmıştır. 1530 yılında kent nüfusu 300 kadardı. 1560 yılında ise 8700’ü bulmuştur. XVI. yüzyıl ortalarında Malatya’da 32 mahalle vardı. Malatya yöresi, Osmanlıların klasik döneminde, Maraş eyaletine bağlı bir Liva (Sancak) idi. 1831 yılındaki idari değişiklikle, Malatya Liva’sı, Maraş Merkez Liva, Samsat ve Gerger Liva’larıyla birlikte Maraş eyaleti sınırları içinde yer almakta idi. 1847 yılındaki idari bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine bağlandığı görülmektedir. Malatya’nın yanı sıra, Harput eyaletinin diğer Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni’dir. 1867 yılındaki vilayet nizamnamesi ile Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve kaza’ya dönüşüyordu. Bu dönemde, Malatya kazası, Diyarbakır vilayetinin Mamuret-ül Aziz Sancağına bağlı kazası idi. 1877 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya’nın, Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancak olduğunu kaydetmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağının kazaları sırasıyla; Akçadağ, Besni, Hısınmansur ve Kâhta idi. Arapgir kazası ise Mamuret-ül Aziz’e bağlı idi. 1892 yılındaki Devlet Salnamesi Malatya sancağının Diyarbakır vilayetinden alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiğini belirtmektedir. Bu dönemde Malatya Sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarını muhafaza etmekte idi. Cuinet, Malatya Sancağının 1891 yılında 5 kazası, 9 nahiyesi ve toplam 1240 köyü olduğunu yazmaktadır. 1918 yılında Malatya Sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. Bugün Malatya’ya bağlı olan Darende kazası ise 1867 yılından sonra Sivas Merkez Sancağına bağlıydı. Osmanlı döneminin sonunda Müstakil Mutasarrıflık olan Malatya, bu durumunu 1924 yılına kadar sürdürmüştür.

1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazası’nın 133.244 nüfusu vardı. Cuinet, 1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280 olduğunu belirtmektedir. Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. Maddesi) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir. Malatya Ali Galip olarak bilinen ve Mustafa Kemal’in tutuklanmasını amaçlayan olayın dışında önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondros Mütarekesi döneminde, Karargâhı Diyarbakır olan 13. Kolordo’nun denetimi altında idi. Kolorduya bağlı 12. Süvari ve Topçu alayının karargâhları buradaydı. Yöre halkının siyasi eğilimlerini aşiret ilişkileri belirliyordu. 1919 yılında merkezi İstanbul’da olan Kürt Teali Cemiyeti’nin Elazığ Şubesi aracılığıyla Malatya yöresinde de yoğun bir çalışmaları vardı. Bu cemiyet 1919 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Malatya, Mutasarrıfı Bedirhanlı Halil Rahmi Bey ve İngilizlerin Musul’daki siyaset temsilcisi Nowill’in yardım ve gayretleri ile bir ayaklanma için yoğun çaba harcıyorlardı. Bu çalışmaları, Harbiye ve Dâhiliye nezaretlerine bildiren birlik komutanları gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek ve kendileri de üzerlerine düşen görevleri yaparak tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız